Ana içeriğe atla

 

Sosyal Medya: İletişimin Büyülü Dünyasında Kaybolanlar



Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri sanki bambaşka bir gezegende yaşıyoruz. Daha dün gibi hatırlıyorum, 2010'da Facebook hesabı açtığımda "Durum güncellemen nedir?" sorusuna ne yazacağımı bilmiyordum. "Çay içiyorum" yazmıştım utanarak. Şimdi ise insanlar kahvaltılarından gece yatma rutinlerine kadar her şeyi paylaşıyor. Bu nasıl bir değişim böyle?

Mesafelerin Ortadan Kalktığı Dünya

Geçen gün 83 yaşındaki dedem WhatsApp'tan torunlarına ses mesajı gönderiyordu. "Oğlum bu nasıl oluyor, ben konuşuyorum sen Amerika'dan duyuyorsun?" diye sordu şaşkınlıkla. Hakikaten büyülü değil mi? Eskiden mektup yazıp haftalarca cevap beklerken şimdi California'daki kuzenimle aynı anda aynı videoyu izleyip gülüyoruz.

Arkadaşım Ayşe geçen sene İspanya'ya erasmusa gitti. Annesi her sabah "Günaydın aşkım, iyi uykular mı?" diye mesaj atıyor. Ayşe de kahvaltı fotoğrafı paylaşıyor. Sanki aynı şehirdeler. Hatta bazen Ayşe'nin Barselona'daki günlük yaşamını, şehirdeki arkadaşlarınkinden daha çok biliyoruz.

Pandemi döneminde bu sihir iyice ortaya çıktı. Annemin 70 yaşında Zoom'u öğrenişini hiç unutmayacağım. "Kızım bu ekranda seni nasıl görüyorum, sen benim evimde değilsin ki?" diyordu. Sonra alıştı, her hafta torunlarıyla video konuşmaya başladı. Hatta bir keresinde yanlışlıkla filtreyi açmış, kedili kulaklar çıkmış başında. Torunları o kadar gülmüştü ki!

Dijital Dayanışmanın Gücü

2020 yılında İzmir'de deprem olduğunda Twitter sanki ulusal bir koordinasyon merkezi haline gelmişti. #Depremİzmir etiketi altında binlerce yardım çağrısı, enkaz bilgisi, kan bağışı ihtiyacı paylaşıldı. Elazığ'dan bir teyze, Trabzon'dan bir genç, İstanbul'dan öğrenciler... Herkes elinden geldiğince yardım etmeye çalışıyordu.

Hatta o dönemde şöyle bir hikaye yaşanmıştı: İzmir'de enkazda kalan bir adamın telefonundan Twitter'a "Yardım edin, 3. kattayım, nefes alamıyorum" mesajı gitmişti. Bu tweet binlerce kez retweet edildi, sonunda AFAD ekiplerinin dikkatini çekti ve adam kurtarıldı. Bu kadar hızlı bir yardım ağı başka nasıl kurulabilirdi?

Geçen yıl da komşumuzun evinde yangın çıktığında ilk iş Instagram story'den yardım çağrısı yapmıştık. Dakikalar içinde mahalleli koşup gelmişti. Sosyal medya bazen gerçekten hayat kurtarıyor.

Kayıp Saatler ve Unutulan Yüzler

Ama işin diğer tarafı hiç de parlak değil. Geçen hafta kardeşimle otobüs yolculuğu yaptık. 3 saatlik yolda hiç konuşmadık, ikimiz de telefonumuzla meşguldük. Eve geldiğimizde "Nasıldı yolculuk?" diye sordu annem. "İyi" dedik ama aslında ne birbirimizle konuşmuştuk ne de pencereden manzarayı seyretmiştik.

Eskiden ailecek akşam yemeğinde o günü anlatırdık. "Bugün ne oldu, kimle karşılaştın?" diye sorardık birbirimize. Şimdi herkes tabağından telefon ekranına bakıyor. Baba haberleri takip ediyor, anne WhatsApp gruplarındaki mesajları okuyor, kardeşim TikTok'ta video izliyor, ben Instagram'da story takip ediyorum. Aynı masadayız ama sanki farklı gezegenlerde yaşıyoruz.

En acısı da şu: Artık hiçbirimiz ne sabırlıyız ne de odaklanabiliyoruz. Film izlerken telefona bakıyoruz, arkadaşla sohbet ederken bildirimleri kontrol ediyoruz. Sürekli bir meşguliyet hali. Sanki durursak, sessizlikte kalırsak bir şey kaçıracakmışız gibi hissediyoruz.

Emoji Dili ve Kayıp Duygular

İletişim şeklimiz de bambaşka oldu. Eskiden "Çok üzüldüm" yazardık, şimdi "😭😭😭" atıyoruz. Sevgimizi kalpler ile anlatıyoruz: ❤️💕💖. Ama bu emojiler gerçekten duygularımızı ifade ediyor mu?

Geçen gün arkadaşım ayrıldığını "💔" emojisi ile duyurdu. Ne desem bilemedim. "😔" mi atsam, "🫂" mı? Kelimeler yetersiz geldiğinde emojiler de yetersiz kalıyor. Sonra aradım onu, sesini duydum, ağladığını fark ettim. İşte o zaman anladım gerçekten ne hissettiğini.

Ya da şu olayı hiç unutmayacağım: Dedem hastaneye yattığında WhatsApp grubuna "Dede'nin durumu iyi değil" yazmıştım. Cevaplar şöyleydi: "😟", "🙏", "❤️", "Geçmiş olsun". Sadece bir amcam arayıp "Nasıl, ne oldu, bir şey yapabileceğim var mı?" diye sormuştu. O telefon konuşması bütün emojilerden daha anlamlıydı.

Mükemmellik Tiyatrosu

Sosyal medyanın en sinsi yanı da bu sürekli mükemmellik gösterisi. İnstagram'da herkesin hayatı film gibi görünüyor. Komşum Selin sürekli lüks restoranlarda yemek fotoğrafları paylaşıyor. Hep şık kıyafetli, makyajlı, güler yüzlü. Ben de kendi hayatıma bakıp "Acaba ben mi yanlış yaşıyorum?" diye düşünmeye başlamıştım.

Ta ki geçen pazartesi sabahı onu markette gördüğüm ana kadar. Eşofmanla, topuz saçla, gözleri şişmiş, sepeti hazır yemek doluydu. "Nasılsın?" dedim, "Berbat" dedi, "Hafta sonu kavga ettim sevgilimle, hiçbir şey yapmadım, pizza söyleyip dizide season bitirdim." İşte o zaman anladım, Instagram'daki o güzelim fotoğraflar sadece hayatının %5'ini yansıtıyormuş.

Karşılaştırma Cehennemi

Bu mükemmellik illüzyonu korkunç bir karşılaştırma sarmalı yaratıyor. Lise arkadaşım Mert sürekli spor salonundan story atıyor, ben kendimi tembel hissediyorum. Üniversite arkadaşım Zeynep her hafta farklı bir şehirde tatil yapıyor gibi görünüyor, ben de kendi monoton hayatımdan sıkılıyorum. İş arkadaşım Burak sürekli başarı hikayelerini paylaşıyor, ben de kariyerimden memnun değilmişim gibi geliyor.

Sonra öğreniyorum ki Mert ayda iki kez spor salonuna gidiyor, sadece gittiği günleri paylaşıyormuş. Zeynep'in o tatil fotoğrafları geçen senin koleksiyonuymuş, yeni fotoğrafmış gibi paylaşıyormuş. Burak da aslında işinden hiç memnun değilmiş, sadece başarılı görünmek için paylaşım yapıyormuş.

Bu durumun psikolojik etkisi çok ağır. Sürekli kendimizi başkalarıyla kıyaslıyoruz, hep eksik hissediyoruz. "Ben niye bu kadar sıradan bir hayat yaşıyorum?" sorusu kafamızı kurcalıyor. Oysa sosyal medya gerçek hayat değil, sadece seçilmiş anların koleksiyonu.

FOMO: Kaçırma Korkusu

Bir de şu FOMO denen şey var: Fear of Missing Out, yani "bir şeyler kaçırma korkusu". Sürekli telefonu kontrol etme ihtiyacı hissediyoruz. Acaba arkadaşlar ne yapıyor, hangi etkinliklere gidiyorlar, ben neden davet edilmedim?

Geçen cumartesi evde dinlenmeye karar vermiştim. Kitap okuyacaktım, film izleyecektim. Ama Instagram'da arkadaşların hikayelerine baktıkça huzursuzlandım. Ayşe konserdeydi, Mehmet piknikte, Selin yeni açılan kafede brunch yapıyordu. Ben evde oturup ne yapıyorum diye düşünmeye başladım. Sonunda dışarı çıktım ama o huzuru bulamadım.

Dijital Detoks ve Gerçeklik Arayışı

Bu durumdan bunalan insanlar artık "dijital detoks" yapıyor. Arkadaşım Cem geçen ay bir hafta sosyal medyadan uzak durmuş. "İlk günler çok zordu" diyor, "Sürekli telefonu elime alma isteği geliyordu. Ama sonra o kadar rahatladım ki! Daha çok okudum, daha çok düşündüm, kendimle daha çok vakit geçirdim."

Ben de denedim birkaç gün. Gerçekten farklıydı. Arkadaşımla kahve içerken sürekli telefonu kontrol etme ihtiyacı hissetmiyordum. Onunla gerçekten konuşuyordum, gözlerinin içine bakıyordum. Otobüste pencereden dışarıyı izliyordum. Sokakta yürürken etrafımdaki insanları gözlemliyordum.

Yeni Nesil ve Dijital Yerliler

Bu durumdan en çok etkilenen de Z kuşağı. Onlar doğduklarından beri bu teknolojilerle iç içe. 15 yaşındaki kuzenim için "gerçek hayat" ile "dijital hayat" arasında çok net bir ayrım yok. Arkadaşlarıyla buluşmadan önce "story'de etiketler misin?" diye soruyor. Yaşadığı anın değerini o anın sosyal medyadaki yansımasıyla ölçüyor.

Ama şu da var: Bu nesil iletişim teknolojilerini bizden çok daha iyi kullanıyor. Kuzenim TikTok'ta çevirdiği bir videoyla zorbalığa karşı farkındalık yaratmıştı. 16 yaşında bir genç, sosyal medyayı sadece eğlence için değil, toplumsal duyarlılık için de kullanabiliyor.

Sahte Haberler ve Bilgi Kirliliği

Sosyal medyanın bir diğer karanlık tarafı da yanlış bilgi yayılımı. WhatsApp'ta sürekle dolaşan o "Doktor arkadaşımdan aldım" diye başlayan mesajlar... Annem her gün beş tane sağlık önerisi gönderiyor. "Sabah aç karnına limon suyu iç, kanser olmayacaksın", "Çiğ soğan ye, virüs yaklaşamaz" gibi.

Geçen pandemi döneminde neler görmedik ki! "5G kanser yapıyor", "Aşı çip takıyor", "Limon kovid'i öldürüyor"... Bu yanlış bilgiler çok hızlı yayılıyor çünkü insanlar teyit etmeden paylaşıyor. Özellikle yaşlılar çok masum bir şekilde "Faydası dokunur" diye düşünüp paylaşıyorlar.

Sonuç: Denge Arayışı

Peki ne yapacağız? Sosyal medyayı tamamen bırakıp mağarada mı yaşayacağız? Tabi ki hayır. Çünkü bu teknolojilerin faydaları gerçekten çok büyük. Anahtar kelime "denge".

Sosyal medyayı bir araç olarak kullanmalıyız, yaşam amacı değil. Gerçek arkadaşlıklarımıza, yüz yüze sohbetlerimize, fiziksel aktivitelerimize zaman ayırmalıyız. Telefonsuz yemekler, dijital detoks günleri, gerçek hobi edinme...

Bir de şunu unutmamalıyız: Sosyal medyadaki "mükemmel" hayatlar gerçek değil. Herkesin kötü günleri, başarısızlıkları, mutsuzlukları var. Biz sadece parlak taraflarını görüyoruz. Kendi hayatımızla başkalarının highlight'larını kıyaslamak hiç adil değil.

En önemlisi, teknoloji gelişse de insan ihtiyaçları değişmiyor. Sevilme, anlaşılma, dokunma, sarılma, güvenlik hissetme... Bunların hiçbirini bir emoji karşılamıyor. Asıl mutluluk, asıl huzur hâlâ gerçek ilişkilerde saklı.

Belki de sosyal medya çağında en büyük beceri, bu sanal dünyada kaybolmadan gerçek dünyaya tutunabilmek. Çünkü sonuçta, öldüğümüzde hatırlayacağımız şey aldığımız beğeni sayısı değil, birlikte gülüp ağladığımız insanlar olacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ETKİLİ KONUŞMA VE DİKSİYON

Konuşma Becerisini (fiziksel bir engel yoksa) nasıl geliştirebiliriz?    Aşağıda temel olarak rastlanılan sıkıntıları ana başlıklar altında topladım.Yıllardır çalışmalarım sonucunda elde ettiğim tecrübe ile kullandığım teknikler sayesinde bu tip sıkıntılarınız varsa çözüm sizin için artık çok kolay.                 Konuşma heyecanını kontrol altına alabilme         Toplum karşısında, mikrofon veya kamera karşısında konuşurken yüzleştiğimiz en büyük engel korku ve heyecandır. Tüm başarılı konuşmacılar toplum önüne çıktıklarında mutlaka heyecanlanmışlardır. İstisnasız her insan korku ve endişeyi yenebilir. Bu, doğru teknik uygulanırsa sanıldığı kadar zor değildir. Tekniğin belki tek eleştirilebilecek yanı ilerleyen dönemlerde kişinin kendine aşırı güven duymasından kaynaklanan hata yapabilme olasılığıdır.   1-   Diksiyon-Konuşmada akıcılığı sağlama ...

KONUŞURKEN SIKLIKLA YANLIŞ KULLANILAN BAZI SÖZCÜKLER

              Günlük hayatımızda kullandığımız pek çok sözcüğü farkında olmadan yanlış kullanıyoruz. Elbette her bir kişinin kullandığı yanlış sözcük adedi değişiktir.Ancak sizlere en fazla yanlış kullanılan sözcükleri derleyerek doğru kullanımları ile birlikte vermek istedim. Bundan sonra en azından bu kelimelerin bazılarını yanlış kullanıyorsanız düzeltme şansına sahip olacaksınız.               Yanlışlar kırmızı doğrular siyah ile belirtilmiştir Harflerin yanındaki iki nokta fonetik yazılım olup kendinden önceki harfi uzatarak okunması anlamına gelir.Daha doğru konuşmak dilimize daha fazla önem vermek ve sahip çıkmak demektir.              KONUŞURKEN SIKLIKLA YANLIŞ KULLANILAN BAZI SÖZCÜKLER                  ...

Yabancı Sözcüklerin Kullanmadığımız Karşılıkları

Konuşurken sıklıkla kullandığımız bazı yabancı sözcüklere Türk Dil Kurumunun önerdiği karşılıkları sizler için derledim. A Abaküs   (Fr.abacus-matematik) Sayı boncuğu   Abone     (Fr.abonne) Sürdürümcü   Abonman (Fr.abonnement) Sürdürüm   Absürt     (Fr.absurde) Saçma   Ace           (İng.ace-tenis) Servis sayısı   Adaptasyon (Fr.adaptation) Uyarlama   Afiş          (Fr.affiche) Ası   Aforizma (Fr.aphorisme) Özdeyiş   Agresif (Fr.agresif) Saldırgan   Ajanda (Fr.agenda) Andaç   Ajitasyon (Fr.agitation) kışkırtma ...